İçeriğe geç
Safranbolu Çarşı'nın havadan görünüşü

Safranbolu rehberi

Safranbolu'yuacele etmeden gezmek.

Konak, Safranbolu'nun eski kışlık semti Çarşı'da. Kent Tarihi Müzesi 5, Cinci Hanı 12 dakikalık yürüyüş mesafesinde; kanyon, su kemeri ve mağara kısa bir araba yolu uzakta. Bu sayfada görmeye değer yerleri, yöre lezzetlerini ve her mevsimin getirdiklerini derledik.

Safranbolu, vadi yamaçlarına kurulmuş küçük bir kent. Antik çağda Paphlagonia diye bilinen ve Homeros'un İlyada'sında da adı geçen bu topraklarda sırasıyla Hititler, Frigler, Persler, Helenistik krallıklar, Romalılar ve Bizans hüküm sürdü. Kent 1196'da Selçukluların eline geçti; Çobanoğulları ve Candaroğulları döneminin ardından 14. yüzyılın ortasında Osmanlı topraklarına katıldı.

En parlak dönemini Osmanlı yıllarında yaşadı. 17. yüzyılda İstanbul–Sinop kervan yolu üzerinde önemli bir konaklama durağı olması ticareti canlandırdı, kent zenginleşti; bazı Osmanlı devlet adamları buraya cami, han ve hamam yaptırdı. Bugün sokaklarda gördüğünüz han, hamam, cami, çeşme ve konakların çoğu bu dönemin mirası.

Safranbolu bu mirası kent ölçeğinde koruyabildi. 1970'lerin ortasında kentsel sit ilan edildi, 1994'te UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Koruma altındaki yaklaşık 1.500 kültür varlığıyla “Korumanın Başkenti” diye anılıyor; 2024'ten beri de Cittaslow, yani sakin şehir ağının üyesi.

Safranbolu'nun kiremit çatıları

Çarşı ve çevresi

Tarihî Çarşı

Konaktan yürüyerek 10 dk

Konağın bulunduğu Çarşı, bir zamanlar “Şehir” diye anılan, kentin kışlık semtiydi. Aileler yazın Bağlar'daki evlerine göçse de burada üretim ve ticaret hiç durmazdı. Sokaklar bugün de Arnavut kaldırımı; sel sularına dayansın, rutubet tutmasın diye eğimli döşenmiş.

Semtin kalbindeki dükkânlı sokaklar eski lonca düzeninin izini taşır: aynı işi yapan esnaf yan yana çalışır, çarşılar da adını o zanaattan alırdı. Bugün lokumcular, bakır ve deri ustaları, hediyelik eşya dükkânları ve kahvehaneler bir arada. 1990'ların başından bu yana boş kalan konaklar otel ve lokanta olarak yeniden canlandı, kaybolmaya yüz tutmuş el sanatları yeniden tezgâha döndü.

Kalabalık genellikle öğleden sonra artar; sokakları sakin görmek isterseniz sabah erken çıkın.

Köprülü Mehmet Paşa Camii ve Yemeniciler Arastası

Konaktan yürüyerek 8 dk

Yemeniciler Arastası, Köprülü Mehmet Paşa Camii'ne bitişik uzanır. 1661'de, camiye gelir sağlaması için caminin vakfı tarafından yaptırılmış.

Arasta, aynı işi yapan esnafın bir arada çalıştığı çarşı demek. Burada yemeni denen el yapımı deri ayakkabılar dikilirdi, adı da buradan geliyor. Bugün ahşap dükkânlarında el sanatları ve hediyelik eşya satılıyor; arastanın kahvesinde oturup çarşının akışını seyretmek de mümkün.

Cami, adını 17. yüzyılın Osmanlı sadrazamı Köprülü Mehmet Paşa'dan alır.

Demirciler Çarşısı ve İzzet Mehmet Paşa Camii

Adı üstünde: Demirciler Çarşısı, çarşının demir ustalarına ayrılmış kesimi. Arasta gibi o da adını içinde yapılan işten alır; bugün de örs başında çalışan ustalara rastlamak mümkün.

Kentin demir işçiliğindeki ustalığı Cinci Hanı'nda da görülür: hanın giriş kapısı, kilidi ve anahtarı Türk demir işçiliğinin örnekleri arasında sayılır.

Konağın hemen yakınındaki İzzet Mehmet Paşa Camii, adını III. Selim döneminin Safranbolulu sadrazamı İzzet Mehmet Paşa'dan alır. Kente 1797'de Saat Kulesi'ni kazandıran da odur.

Hıdırlık Tepesi

Çarşı'ya tepeden bakan Hıdırlık, Safranbolu'yu bir bütün olarak görmenin en kolay yolu. Buradan evlerin yamaca nasıl yerleştirildiği anlaşılır: her biri komşusunun manzarasını ve güneşini kesmeyecek biçimde konmuş.

Türklerin Safranbolu'ya ilk yerleştiği yer olarak anılan tepede iki açık hava namazgâhı var; eskiden yağmur duaları ve Hıdırellez kutlamaları burada yapılırdı. Köstendil Kaymakamı Hasan Paşa'nın 1845 tarihli türbesi, Hızır Paşa'nın mezarı ve Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Dr. Ali Yaver Ataman'ın anıt mezarı da buradadır.

Tepeye iki ayrı yoldan çıkılır. Manzara en güzel hâlini akşamüstü, gün batarken alır.

Tarihî yapılar

Safranbolu evleri

Safranbolu denince akla önce evleri gelir. Kentte 18. ve 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında yapılmış yaklaşık 2.000 geleneksel ev var; yüzlercesi yasal koruma altında. Evler iki semtte toplanır: kışın oturulan Çarşı ile yazın göçülen Bağlar. Hepsi tarıma elvermeyen vadi yamaçlarına, birbirinin manzarasını ve güneşini kesmeyecek biçimde kurulmuş.

Çoğu üç katlı, altı-sekiz odalı evlerdir. Alt kat taş, üst katlar kerpiç ve ahşap; çatılarda alaturka kiremit. Kapıdan girilen bölüme hayat denir, zemini taş döşeliyse taşlık. Üst katların sokağa taşan çıkmaları cepheyi hareketlendirir, dar ve uzun pencerelerde muşabak denen ahşap kafesler bulunur.

İçeride her oda, bir çekirdek ailenin yaşayabileceği bağımsız bir birim gibi düşünülmüş: yüklük denen gömme dolaplar, sergenler, ocak ve sedirler. Bazı yüklüklerin içinde yıkanmak için gusülhane gizlidir; tavanlar ahşap işlemelidir. Kimi evlerde serinlik versin, yangına karşı su hazır dursun diye yapılmış havuzlar bile vardır.

Cinci Hanı ve Hamamı

Konaktan yürüyerek 12 dk

Cinci Hanı, Cinci Hoca diye bilinen Karabaşzade Hüseyin Efendi tarafından 1640'larda yaptırıldı. Cinci Hoca, Sultan İbrahim'in 1640'ta tahta çıkmasından sonra Anadolu kazaskeri olmuştu. Kesme ve moloz taştan, iki katlı han, altmışı aşkın odasıyla kervan yolunun yolcularını ağırlardı.

Hanın giriş kapısı, kilidi ve anahtarı Türk demir işçiliğinin örnekleri arasında sayılır. Restore edilen han bugün otel ve restoran olarak yine konuk ağırlıyor.

Cinci Hoca'nın 1645'te yaptırdığı Cinci Hamamı, Kazdağlıoğlu Meydanı'nda, çarşının içinde. Kubbeyle örtülü hamamın kadınlar ve erkekler için ayrı bölümleri var; soğukluğu, sıcaklığı ve külhanıyla bugün de hamam olarak çalışıyor.

Kent Tarihi Müzesi ve Saat Kulesi

Konaktan yürüyerek 5 dk

Kente tepeden bakan sarı bina, 1904'te Hükümet Konağı olarak “Kale” denen tepeye yapıldı. Kastamonu Valisi Enis Paşa ile dönemin kaymakamı Ahmet Bey'in öncülüğünde kesme taştan yükselen üç katlı yapı, 19 Ocak 1976'daki yangında tamamen yandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın restorasyonundan sonra 2006'da kültür merkezi ve Kent Tarihi Müzesi olarak yeniden açıldı.

Aynı tepedeki Saat Kulesi daha eski: III. Selim döneminde Safranbolulu sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından 1797'de yaptırıldı. Anadolu'nun en eski saat kulelerinden biri sayılır; saatinin Londra'dan getirildiği anlatılır.

Tepedeki eski cezaevi binasını ise 1906'da II. Abdülhamid yaptırdı; 1990'ların ortasına kadar kullanılan bina 2005'te restore edildi.

Kaymakamlar Evi

Hıdırlık yokuşunun dar sokağından çıkınca Kaymakamlar Evi'ne varılır; bir Safranbolu evinin içini görmek için iyi bir adres. 18. yüzyılın başlarında Safranbolu kışlasının komutanı Hacı Mehmet Efendi tarafından yapıldığı sanılıyor. Hacı Mehmet Efendi'nin yarbaya denk düşen “kaim-makam” unvanını taşıması, eve adını vermiş.

1979'da Kültür Bakanlığınca kamulaştırılıp restore edilen ev, bugün kaymakamlığa bağlı bir müze. Harem ve selamlık bölümlerinde, sofada, eşyalar ve mankenlerle eski Safranbolu yaşantısı canlandırılmış. Odalara, eskinin saygı anlayışını yansıtan ahşap bir paravanın ardından girilir; yüklüklerin içine yerleştirilmiş gusülhaneler de bugünün ebeveyn banyolarını akla getirir.

Biraz uzağa

İncekaya Su Kemeri ve Cam Teras

Konaktan ~7,5 km

İncekaya Su Kemeri, Tokatlı Kanyonu'nun iki yakasını birleştirir. Kökeninin Bizans dönemine uzandığı, bugünkü hâlini ise 18. yüzyılın sonunda, Saat Kulesi'ni de yaptıran İzzet Mehmet Paşa'nın onarımıyla aldığı kabul edilir.

Kanyonun kenarındaki cam seyir terası, kanyonun dibini ayaklarınızın altında görmenizi sağlar. Kanyon, hafif bir doğa yürüyüşü için de iyi bir seçenek.

Bulak Mencilis Mağarası

Konaktan ~8 km

Safranbolu'nun kuzeybatısında, Karabük'e bağlı Bulak köyünün Safranbolu'yla sınırında, milyonlarca yıl önce oluşmuş bir mağara. Bulak (Mencilis) Mağarası 6 kilometreyi aşan uzunluğa sahip, ama yalnızca ilk 400 metresi ziyarete açık.

Mağaranın iki ağzı var: biri suyun çıktığı ağız, diğeri arkadaki tepenin solunda merdivenle çıkılan eski, kuru bir ağız.

Yörük Köyü

Konaktan ~11 km

Adını yerleşik hayata geçen Yörüklerden alan köy, Safranbolu mimarisini kırsal ölçekte görmek için iyi bir yer. Taş ve ahşap evleri, ahırları ve cumbalı yapılarıyla geleneksel köy dokusunu bugün de koruyor.

Köyün sokaklarında acele etmeden dolaşmak için birkaç saat ayırın.

Safranbolu lezzetleri

Safran

Kente adını veren safran, dünyanın en pahalı baharatı olarak bilinir. Çiçeğin yalnızca ortasındaki kırmızı tepecikler kullanılır; bunlar tek tek elle toplandığı için yarım kilo safran yaklaşık 80 bin çiçekten elde edilir. Altınla kıyaslanması boşuna değil.

Mor çiçekler ekim ve kasımda açar; hasat mevsiminde çevredeki safran tarlaları çok sayıda ziyaretçi ağırlar. Safran yemekte, ilaç ve kozmetik yapımında kullanılır; sofrada safranlı zerdede, çarşıda safranlı lokumda karşınıza çıkar.

Safranbolu lokumu

Safranbolu lokumu, alışılmış lokuma göre daha az tatlı ve daha hafif olmasıyla bilinir. Yerel ustalar bu farkı, mineral bakımından zengin, sert yerel suya ve kullanılan doğal şekere bağlar.

Çeşidi bol: çifte kavrulmuş, fındıklı ve Hindistan cevizli, güllü, damla sakızlı ve kentin adına yakışır biçimde safranlı fıstıklı. Lokum her gün taze yapılır; eve götürmek için de en sevilen hediyelerden biridir.

Yöre mutfağı ve çavuş üzümü

Safranbolu mutfağının kendine özgü yemekleri var: bükme, perohi, bütün et, koruklu etli bamya, uzun ve dilme fasulye, keşkek ve safranlı zerde. Bunların yanında su böreği, cimcük denen makarna, yayım denen erişte, haluşka, höşmerim, cevizli çörek, baklava ve kadayıf gibi geleneksel lezzetler de sofrada; yanında da kızılcıktan yapılan kiren suyu.

Yörenin bir başka lezzeti çavuş üzümü. Safranbolu'ya bağlı Yazıköy'de yetiştirilen bu sofralık üzümün hasadı eylülde yapılır ve bağbozumu şenlikleriyle kutlanır.

Bir kentin adları

Kentin adı yüzyıllar içinde birkaç kez değişti. Bizans döneminde Dadybra diye bilinen yer, 1196'da Selçuklularla birlikte Zalifre adını aldı. Beylikler döneminde ve Osmanlıların ilk zamanlarında Borglu ya da Borlu dendi; Osmanlı tapu ve tahrir defterlerinde, yöreye yerleşen Taraklı aşiretinden ötürü Taraklıborlu olarak geçer. 18. yüzyılın ortalarında Zağfiran-ı Borlu, 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Zağfiranbolu adı kullanıldı. Zağfiran, safranın eski adı; Zafranbolu üzerinden bugünkü Safranbolu'ya varan ad da buradan geliyor.

Ne zaman gelmeli

Dört mevsim Safranbolu

  • İlkbahar

    Nisan–Mayıs

    Konak bahçeleri ve çarşının çevresindeki ağaçlar çiçeklenir; hava ılır ama henüz ısınmaz, sokakları yürüyerek gezmek için en rahat günler. Nisan ve mayıs kentin en yoğun ayları arasında; hafta sonları için erkenden yer ayırtmak iyi olur.

  • Yaz

    Haziran–Ağustos

    Günler uzun, akşamlar serin. Gündüz Tokatlı Kanyonu'nda yürüyüş yapabilir, akşam serinliğinde taş sokaklarda dolaşabilirsiniz.

  • Sonbahar

    Eylül–Kasım

    Çevredeki ormanlar sarıya ve kızıla döner. Eylülde çavuş üzümü toplanır; ekim ve kasımda safran çiçek açar, hasat başlar. Eylül ve ekim de kentin en yoğun ayları arasında.

  • Kış

    Aralık–Mart

    Kar yağdığında kiremit çatılar ve dar sokaklar beyaza bürünür, kent en sakin hâline kavuşur. Arnavut kaldırımı karda kayar; tabanı iyi tutan ayakkabılar getirin.

Konakta kalın